Dünya genelinde tırmanan konut fiyatları ve barınma krizi, geleneksel yöntemlerin dışına çıkan yeni çözüm modellerini zorunlu kılıyor. Prof. Dr. Ali Hepşen’in mercek altına aldığı, farklı ülkelerde başarıyla uygulanan 7 yenilikçi model, Türkiye’deki konut piyasası için de önemli ipuçları barındırıyor.
İşte küresel ölçekte dikkat çeken o modeller:
1. Kooperatif Konutlar (Mülkiyette Kolektiflik)
ABD’de 1920’lerden bu yana uygulanan bu modelde mülkiyet bireysel değil, kolektiftir. Konut sakinleri, binanın sahibi olan tüzel kişiliğin ortağı ve karar vericisi olur. Kar amacı gütmeyen bu yapıda temel hedef maliyetlerin paylaşılmasıdır. Özellikle arsa maliyetlerinin çok yüksek olduğu şehirlerde “birlikte sahiplik” fikriyle erişilebilirliği artırır.
2. Topluluk Arazi Fonları (Arsa Kamuda, Yapı Vatandaşta)
“Community Land Trust” olarak bilinen bu modelde, binanın mülkiyeti kullanıcıya devredilirken arsa mülkiyeti kamuya veya kar amacı gütmeyen bir fona ait kalır. Böylece konutun piyasa değeri artsa bile, arsa payı dışlandığı için evin fiyatı her zaman uygun seviyede tutulur. İstanbul gibi arsa maliyetinin toplam maliyetin yarısını geçtiği yerler için devrimsel bir model olabilir.
3. Şartlı Mülkiyet (Tapuda Sosyal Amaç)
Bu modelde konutun sadece belirli gelir gruplarına satılabileceği tapuya işlenir. Ev el değiştirse bile bu kural bozulmaz. Amaç, sosyal konut olarak üretilen yapıların birer “yatırım aracına” dönüşmesini ve piyasa fiyatlarına çekilmesini engellemektir.
4. Kentsel Dönüşümde Sosyal Yükümlülük
İngiltere’de yaygın olan bu sistemde, geliştiricilere yeni projelerinde belirli bir oranda (örneğin %20) uygun fiyatlı konut üretme zorunluluğu getirilir. Karşılığında yatırımcıya emsal artışı veya ruhsat kolaylığı gibi teşvikler sunulur. Bu, lüks projelerin içine sosyal katmanları dahil ederek daha entegre mahalleler oluşmasını sağlar.
5. İşveren Destekli Konut (İK Stratejisi Olarak Barınma)
Özellikle ABD’de bazı şirketler, çalışan bağlılığını artırmak için konut hibesi veya düşük faizli kredi imkanları sunuyor. Türkiye’de de geçmişte örnekleri görülen bu model, organize sanayi bölgeleri veya büyük kamu-özel iş birlikleriyle yeniden canlandırılarak barınma sorununa kurumsal bir çözüm getirebilir.
6. Arazi Havuzlama (Birlikten Değer Doğar)
Japonya ve Güney Kore’de uygulanan bu modelde, küçük mülk sahipleri arazilerini birleştirip kamuya devreder. Kamu bu alanı planlı bir şekilde geliştirip altyapıyı götürdükten sonra, yüz ölçümü küçülmüş ancak değeri artmış parselleri sahiplerine iade eder. Artan alanlar ise projenin maliyetini karşılamak için kullanılır.
7. Rehberli Arazi Geliştirme (Altyapı ile Yönlendirme)
Nepal’de uygulanan bu modelde kamu, altyapıyı (yol, su, elektrik) nereye götürürse kentleşmeyi de stratejik olarak oraya yönlendirir. Bu, plansız ve kontrolsüz büyümenin önüne geçerek yerleşim alanlarının daha düzenli ve ekonomik bir şekilde gelişmesini sağlar.
Konut meselesini sadece “satın alma” veya “piyasa dinamikleri” üzerinden okumak yerine; kamunun, özel sektörün ve topluluğun elini taşın altına koyduğu bu hibrit modeller, geleceğin şehirleşme stratejilerinde kilit rol oynayacak gibi görünüyor.









