Küresel piyasalarda esen sert rüzgarlar ve Orta Doğu merkezli jeopolitik gerilimler, yatırımcıları güvenli liman arayışına iterken iç piyasada konut sektörü zorlu bir sınavdan geçiyor. Yüksek faiz ortamı, altın ve emtiada beklenen sıçramanın gecikmesi ve Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini sabit tutma kararı, gayrimenkul alıcılarını temkinli bir duruşa sevk etti. Piyasadaki fiyat dalgalanmaları nedeniyle yeni ev sahibi olmak isteyenlerin büyük kısmı stratejisini “bekle-gör” olarak belirledi.
Diğer taraftan, 2025 yılında yapı ruhsatı alınan daire sayısı son yılların zirvesine ulaşmış olsa da, piyasadaki durgunluk ve finansman kısıtları nedeniyle üreticiler yeni projelerini rafa kaldırmayı tercih ediyor. Yüksek inşaat maliyetleri ve krediye erişim engelleri, hem tüketiciyi hem de geliştiriciyi bir belirsizlik sarmalına sürüklüyor. Uzmanlar, piyasanın nakit gücü olan alıcılar ve pazarlık fırsatları üzerinden bir süre daha ilerleyeceğini; orta ve uzun vadede ise gevşeme sinyalleriyle birlikte ciddi bir talep ve fiyat artışı yaşanabileceğini öngörüyor.
Formül Net: Kamu Destekli Arsa Üretimiyle Ekonomik Konut
Türkiye’nin yıllık konut ihtiyacı 800 bin ile 1 million arasında seyrederken, artan maliyetler orta gelir grubunun konuta erişimini her geçen gün zorlaştırıyor. Sektör temsilcilerine göre bu düğümü çözecek temel formül; kamu, yerel yönetimler ve özel sektör iş birliğinden geçiyor.
Konut üretimindeki en büyük maliyet kalemi olan arsa payı, spekülatif bir araç olmaktan çıkarılmalı ve ulusal düzeyde önlemler alınmalıdır. Sektörün önünü açacak çözüm önerileri ise şöyle sıralanıyor:
- Uygun Maliyetli Arsa Geliştirme: Kamu kurumları eliyle düşük maliyetli arsalar üretilerek özel sektörün ekonomik konut modelleri geliştirmesi sağlanmalı.
- Yeni Rezerv Alanları: Yerel yönetimler ve belediyeler, altyapısı tamamlanmış yeni rezerv alanlarını hızla devreye sokmalı.
- Sosyal Nitelikli Arz: Piyasa koşullarında ev sahibi olamayan kesimler için devlet destekleyici ve düzenleyici rolünü artırmalı.
Uluslararası Yatırımcı İçin Yeniden “Güvenli Liman: Türkiye”
Toplumdaki genel algının aksine, uluslararası konut yatırımcıları konut stokunu tüketmiyor; aksine inşaat istihdamını destekliyor, cari açığı azaltıyor ve kiralık konut arzını artırarak piyasaya can suyu oluyor. Geçtiğimiz yıla kadar kan kaybeden yabancıya satış rakamları, şubat ayından itibaren küresel ve bölgesel jeopolitik risklerin (özellikle İran eksenli gerilimlerin) tırmanmasıyla yeniden yönünü Türkiye’ye çevirdi.
Körfez bölgesindeki istikrarsızlık yatırımcıda “kazanç mı, güven mi?” sorusunu doğururken, Türkiye stratejik konumuyla bölgenin en güvenli limanı olarak yeniden tescillendi. Küresel ölçekte 400 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan uluslararası konut yatırımlarından aldığımız pay son dönemde düşüş gösterse de, İstanbul güçlü büyüme potansiyeliyle yabancı yatırımcının radarına “gelişmekte olan en dinamik pazar” olarak yeniden girmeyi başardı.









